9/12/2006
Tilki Tavus Kuşu Olmaya Çalışırsa
Uzak diyarlardan birinde bir tilki varmış. Bu tilki çevresindeki diğer tilkilere bakar, kendine bakar, sürekli üzülürmüş. Neden mi üzülürmüş? Tilkileri, özellikle de kendini çirkin görür, sarı boz tüylerini beğenmezmiş. Devamlı kendini başka hayvanlarla karşılaştırır, "Neden benim de tavus kuşu gibi parlak tüylerim yok, tavus kuşu gibi rengârenk olsaydım ve insanlar bana da hayran olsalardı. Neden benim sesim de bülbül sesi gibi güzel değil, sesim bülbülün sesi gibi güzel olup insanları kendisinden geçirseydi. Neden ben aslan gibi ormanlar kralı olmayayım? Ormanlar kralı olup aslan gibi orman ahalisine hükmetseydim, herkes bana saygı duysaydı ne iyi olurdu?" der dururmuş. "Neden ben... Neden ben..." diye başlayan soruları bitmek bilmezmiş. Allah'ın kendisine verdiği özellikleri beğenmez ve kendini küçümsermiş.
Arkadaşları ona davranışının yanlış olduğunu söylüyormuş; ama o kimseyi dinlemiyormuş. Belki bilge tilkinin nasihatleri genç tilkinin aklını başına getirir diye onu bilge tilkinin yanına götürmüşler. Bilge tilki, genç tilkiye: "Bak evlâdım, her canlının kendine mahsus özellikleri vardır. Tilki olmak, aşağılık duygusuna kapılmayı gerektirmez. Başkalarını dev aynasında görüp kendini hakir görme!" demiş. Demiş ama bu sözler genç tilkinin bir kulağından girip diğerinden çıkmış ve genç tilkiyi ikna etmeye yetmemiş.
Genç tilki bir gün, "Sesimi bülbüle benzetemem, bu cırtlak sesi herkes tanır; kendimi aslana benzetmem hiç mümkün değil, hem ondan küçüğüm hem de onunki gibi yelelerim yok." demiş. Düşünüp taşınıp nihayet kendince bir çare bulmuş. "Bir boyacı dükkânına gidip değişik renklerde boya küplerine girip çıkarsam rengârenk tüylerim olur, hiç olmazsa tavus kuşunu taklit eder, onun gibi salına salına gezerim, böylece tavus kuşu gibi güzel olurum." demiş.
Düşündüklerini hemen uygulama kararı almış. Aramış taramış, bir boyacı dükkânı bulmuş. Bakmış içeride kimsecikler yok, dalmış içeriye. "Oohh, işimi rahat yapacağım, bir güzel süsleneyim de herkes beni tavus kuşu sansın, tilki olduğumu kimse fark edemesin." deyip başlamış boya küplerine dalıp çıkmaya. Bir küpten diğerine, ondan bir başkasına... Birçok küpe girmiş çıkmış. Vücudunun bir kısmı sarıya, bir kısmı maviye, bir kısmı yeşile, bir kısmı kırmızıya boyanmış. Genç tilkinin vücudu, tavus kuşunun tüyleri gibi rengârenk olmuş ve artık pırıl pırıl parlıyormuş. Boyacı dükkânında işini bitiren tilki, arkadaşlarının yanına dönmüş. Arkadaşları, bunun genç tilki olduğunu anlamamışlar önce. Kendilerine benzeyen ama rengârenk olan bu canlıyı merak etmişler ve ona: "Hoş geldin, sen nesin; in misin, cin misin, vücudun tilkiye benziyor ama görünümün tavus kuşu gibi, senin gibi bir canlıyı daha önce hiç görmemiştik." demişler.
Genç tilki, onlara "Tilki gibi göründüğüme bakmayın, ben bir tavus kuşuyum." demiş. Demiş ama konuşmaya başlayınca arkadaşları onun genç tilki olduğunu hemen anlamışlar. Çünkü bir şeyin aslı ile taklidini ayırmak o kadar zor değilmiş. Arkadaşları genç tilkinin bu hâline üzülüp yine nasihat etmişler ve onun yanından ayrılmışlar.
Genç tilki, tavus kuşunu taklit etmeyi o kadar ileri götürmüş ki artık kendisinin tavus kuşu olduğuna inanmaya başlamış. Alışkanlıklarını değiştirip tavus kuşu gibi beslenmeye; arkadaşları et yerken o; ot, böcek yemeye başlamış. Gün geçtikçe zayıflamış, güçten düşmüş, takati kesilmiş.
Bir gün genç tilkinin yaşadığı yere gelen avcılar, onun farklı bir canlı olduğunu zannedip avlamak için peşine düşmüşler. Tilki, avcılardan kurtulmak için epey kaçmış. Bir ara gözü büyük bir ağaca ilişmiş. "Bu ağacın arkasına saklanırsam beni avcılar görmez." diye düşünmüş ve ağacın arkasına gizlenmiş. Avcıların kendisine doğru geldiklerini görünce ağacın kendisini saklamadığını, yerinin belli olduğunu anlamış, yeniden kaçmaya başlamış. Ayağı bir taşa takılmış, tilki yuvarlanmaya başlamış ve kendini bir inin önünde bulmuş. Bir el genç tilkiyi inin içine çekmiş. Meğer orası bilge tilkinin iniymiş. Avcılar genç tilkiyi kaybetmişler, bilge tilkinin ininin yanından geçip gitmişler. Ayak seslerinin kesilmesinden avcıların uzaklaştığını anlayan bilge tilki, genç tilkiye nasihat etmeye başlamış. "Evlâdım, sana o kadar söyledik, başkalarını taklit etme; sen, sen ol, başkası olmaya çalışma dedik, ama sen kimseyi dinlemedin. Bak başına neler geldi farklı olmaya çalışırken. Az kalsın canından oluyordun." demiş.
Bilge tilki, uzun süre genç tilkiyi yanından ayırmamış. Onu korumuş. Bu arada genç tilkinin boyalı tüyleri dökülmüş. Yeni tüyleri çıkmış, tekrar eski görünümüne kavuşmuş. Eski hâline kavuşan genç tilki, bilge tilkiden izin alıp arkadaşlarının yanına dönmüş, onlara: "Bir musibet bin nasihatten yeğ imiş. Yaptıklarımın yanlış olduğunu anladım, ama az kalsın canımdan oluyordum. Sizlerle koşup oynamayı da çok özledim." demiş. Arkadaşları da onu yeniden aralarına almışlar, birlikte yaşamaya devam etmişler.
Not: Mevlâna’nın “Mesnevisinden” uyarlanmıştır.
YAZAN:MAHMUT SUCU

0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!