Kutadgu Bilig

Image Hosted by ImageShack.usGİZLİ METİN: Verdiğimiz ipucu harflerden faydalanarak gizli metnimizi tamamlayabilir misiniz? Not: İki harfe numara verilmemiştir, sekizinci satırın yedinci kutusu boş kalacaktır. Hazırlayan: Mahmut SUCU

Edebiyat

Image Hosted by ImageShack.usSORULAR Yukarıdan Aşağıya 1- İranlı şairler tarafından ortaya konan, edebiyatımızı 17. yüzyıldan itibaren etkileyen uzun tamlamalara yer veren soyut ve hayale dayalı anlatım tarzı. 2- Mevlevi dervişlerinin ayini. 3- 11’li hece ölçüsü ile yazılan, 3-5 dörtlükten oluşan, Aşık Tarzı Halk Edebiyatı nazım biçimi. 4- Klasik Türk Edebiyatı’nda 33-99 beyitten oluşan kafiye şeması aa , ba , ca , da .... şeklinde olan nazım biçimi. 5- Kırgızlara ait İslamiyet’in kabulünden sonraki Türk destanı. 6- İslamiyet öncesi kopuz eşliğinde şiir söyleyen bilge kişilere verilen adlardan biri. 7- Halk edebiyatında ölülerin ardından söylenen şiirlere verilen ad. 8- Edebiyatımızdaki ilk tezkire yazarı olan Çağatay Edebiyatı’nın en önemli temsilcisinin ilk adı. 9- Klasik edebiyatta, öğüt vermek amacıyla, atasözlerinin derlendiği kitaplardır. 10- Klasik edebiyatta şiirde kullanılan ölçü. 11- Tasavvufta Allah aşkıyla yanan derviş. 12- Tekke edebiyatında Bektaşi şiirlerine verilen isim. 13- Yalnızca Türk edebiyatında kullanılan bir nazım biçimidir. Kadı Burhaneddin’in adıyla özdeşleşmiştir. 14- Anonim Halk Edebiyatı’nda tek bir dörtlükten oluşan aaxa biçiminde kafiyelenen nazım biçimi. 15- Anadolu sahasında yazılan ilk tezkirenin adı. Soldan Sağa 1- Doğu Türkçesiyle mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Siyasetname türünün Türk edebiyatındaki ilk örneğidir. Ayrıca ilk didaktik ve felsefi eser kabul edilir. 2- Kasidelerin giriş bölümüdür. Bir güzellik, doğa yada bahar tasviri yapılır. 3- Türkçeyle ilgili ilk sözlük ve dilbilgisi kitabının yazarıdır. Eserini 1072 yılında tamamlayarak Abbasi halifesine sunmuştur. 4- 17. yüzyılda yaşamış ünlü tarihçinin kendi adıyla anılan eserinin adı. 5- 14. yüzyılda yaşamıştır. 12 bin beyitten oluşan Garibname adlı mesnevinin yazarıdır. 6- Divan Edebiyatı’nda aşk, şarap konularının işlendiği aa , ba , ca .... şeklinde kafiyelenen nazım biçimi. 7- 14. yüzyılda yaşamış olan Divan Edebiyat’ının ilk temsilcilerindendir, İskendername adlı mesnevisi ile tanınır. 8- 16. yüzyıl en ünlü şairi Fuzuli’nin Nişancı Celalzade’ye yazdığı mektubunun adı. 9- Evliya Çelebi’nin eseri. 10- !6. yüzyıl Divan Ed. Şairidir. Sultan-ı Şuara olarak anılır. Kanuni Mersiyesi ile tanınır. 11- Göktürk Abideleri’ni ilk olarak okuyan ünlü Danimarkalı bilim adamı. 12- Doğadaki varlıklara insana özgü nitelikler verilmesi ile ortaya konan edebi sanatın adı. Hazırlayan / Serkan SERT

Edebiyat Bulmacası

Image Hosted by ImageShack.us SOLDAN SAĞA 1. Halk Edebiyatında coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve dövüşleri anlatan şiirlerdir. 2. Anonim Halk Edebiyatı ürünü olan manzum ve mensur bölümlerden oluşan bir halk hikayesidir. Birbirini seven, ancak dinlerinin farklı olmasından dolayı evlenmelerine izin verilmeyen iki aşığın hikayesi konu edilir. 3. Halk Edebiyatının en temel nazım biçimlerinden biridir. 3–5 dörtlükten oluşur. 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Aşk, güzellik ve yiğitlik konuları işlenir. 4. Anonim Halk Edebiyatında türkülerin nakarat kısımlarına verilen isim. 5. 16. yüzyılın en önemli halk şairlerindendir. Koçaklamaları ve Bolu Beyine karşı giriştiği mücadelesi ile tanınır. 6. Bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Bu türün Divan Edebiyatındaki karşılığı ” hicviye” dir. 7. Âşık Edebiyatı nazım biçimlerindendir. Sevgi, doğa, güzellik konuları işlenir. 8’li hece ölçüsü ile yazılır. Dörtlük sayısı 3 ile 5 arasında değişir. 8. 16. yüzyılda yaşamıştır. Halk şiirinin önemli ustalarındandır. Sivas’ta doğmuştur. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamıştır. Tasavvufi Halk Edebiyatının önemli temsilcilerindendir. Bazı şiirlerinde yaşadığı döneme tanıklık eder, bazı şiirlerinde inancını yayma kaygısı ön plana çıkar. 9. Âşık Edebiyatı nazım biçimlerindendir. 8’li hece ölçüsü ile söylenir. Dörtlük sayısı 3 ile 5 arasında değişir. Güney Anadolu Bölgesinde yaşayan Türkler arasında yaygındır. Yiğitçe, mertçe bir üslupla söylenir. “behey”, “bre”, “hey” gibi ünlemlere yer verilir. 10. Tekke Edebiyatı nazım türlerindendir. Allah’ı övmek ona yakarmak için yazılan şiirlerdir Yunus Emre’nin adıyla özdeşleşmiştir. 11. Bektaşi anlayışını ve inanışını yansıtan şiirlere verilen isim. 12. Halk şiirinin en uzun nazım biçimidir. 11’li hece ölçüsüyle yazılır. Dörtlük sayısı sınırsızdır. Genellikle savaş, isyan, doğal afetler gibi toplumsal konular işlenir. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. 15. yüzyılda yazıya geçirilen hikâyelerdir. Oğuz boyunun komşularıyla ilişkileri, aile ve toplum yapısı, devlet yönetimi ve iç çekişmeleri vb. birçok konu işlenmiştir. Hikâyeler nazım ve nesir karışık olarak yazılmıştır. 2. Halk Edebiyatında bir kimsenin ölümü üzerine duyulan acıları anlatmak amacıyla söylenen şiirlerdir. İslamiyet öncesinde bu tür şiirlere sagu, Divan Edebiyatında ise mersiye adı verilir. 3. Tasavvufa özgü bir anlayışa göre; vakti gelen ruh maddi âleme iner. Önce cansız varlıklara, sonra bitkilere, hayvanlara, insana ve en sonunda insan-ı kâmile geçer. Oradan da Allah’a döner. Bu anlayışı işleyen şiirlere verilen isim. 4. 15. yüzyıl halk şairidir. Şiirlerini hem hece hem de aruzla yazmıştır. Şiirleri kuvvetli bir din ve tasavvuf kültürüyle yüklüdür. Kitab-ı Miglate tanınmış mensur eserinin adıdır. 5. Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren dervişlere, tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek için söyledikleri şiirlerdir. 6. 17. yüzyıl halk şairidir. En belirgin özelliği, aşk şairi olmasıdır. Aşk, ayrılık, gurbet onun şiirlerinin ana temasıdır. 7. Tekke Edebiyatı nazım türlerindendir. İnançlardan teklifsizce, alaycı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu sözler tasavvufi kavramları ifade eder. 8. Ezgilerle söylenen bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. Yöresel özellikler gösterir. 9. 7’li hece ölçüsüyle söylenir. Çoğunlukla dört dizelidir. Anonim Halk Edebiyatı nazım biçimidir. Hazırlayan 10. Doğa güzelliklerini anlatmak ya da sevilen varlıkları övmek için yazılan şiirlere verilen isim. Serkan SERT

Büyük Sözü Dinlemeyenlerin Sonu

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde birbirine komşu olan ve biri “Zorba Aslanlar”, diğeri de “Ak Aslanlar” diye tanınan iki aslan ailesi varmış.
Zorba Aslanların özellikle gençleri zalim ve geçimsizlermiş. Bunlar her meselede kavga çıkarır, kimseyle anlaşamaz ve çevrelerindeki bütün hayvanları rahatsız ederlermiş. Gençler, o bölgede kendilerinden başka hiçbir hayvanın yaşamasını istemiyor ve bütün hayvanları rahatsız edip oradan uzaklaştırıyorlarmış. Yaşlı Zorba Aslanlar: “Gençler bu tavrınız doğru değil. Hırsınız, gözlerinizi kör etmiş.” demişlerse de nafile... Genç Zorba Aslanlar, burnunun dikine gidiyorlarmış. Ak Aslan ailesi ise, kendi bölgelerindeki diğer hayvanlarla barış içinde yaşarmış. Bunlar, sadece rızkları için avlanır, hiç hırs göstermezlermiş. Ayrıca Zorba Aslanlardan kaçan diğer hayvanlara da bölgelerini açarlarmış. Ak Aslanlar, birkaç defa Zorba Aslanlara:
- Bakın bu yaptığınız yanlış, herkese kötülük ediyorsunuz. Etrafınızdaki bütün canlıları kaçırıyorsunuz. Bunun sonu nereye varacak, demişler. Ancak sözlerini dinletememişler. Dinletemedikleri gibi hakaret işitmişler. Genç bir Zorba Aslan:
- Ben sizin derdinizi anlıyorum, hâkim olduğumuz alan çoğaldı, herkes bizden korkuyor, bize saygı gösteriyor diye bizi kıskanıyorsunuz, diyerek Ak Aslanlara diklenmiş. Üstüne üstlük “Hem yakında sıra size de gelecek.” diyerek bir de Ak Aslanları tehdit etmiş. Onun böyle diklenmesi, misafirlerin içindeki genç Ak Aslanları öfkelendirmiş. Onlar da karşılık verecek olmuşlar. Ancak heyet içindeki yaşlı Ak Aslanlar gençleri sakinleştirmişler. “Aman evlâdım, öfkeyle kalkan zararla oturur, onların yanlış hareketleri sizi yanlışa sevk etmesin.” demişler ve “Bizden söylemesi..” deyip oradan ayrılmışlar.
Misafirleri ayrıldıktan sonra Zorba Aslanların en yaşlısı ailesini bir araya toplayıp durum değerlendirmesi yapmak istemiş. Yaşlı aslanlar tek tek söz alıp gençlere tecrübelerini aktarmışlar. Gençleri sakin olmaya davet etmişler. “Evlâtlar misafirlerimizin söyledikleri doğrudur, onlar bizim iyiliğimizi istiyorlar. Aynı sözleri biz de defalarca söyledik. Gelin, büyüklerinizi dinleyin.” demişler. Ama genç Zorba Aslan yine öne çıkmış, önceden aklını çeldiği Zorba Aslanlarla bir olup “Zaten bizi bugüne kadar siz tuttunuz, siz pısırık ettiniz, siz olmasaydınız biz şimdiye kadar Ak Aslanları da buradan kovmuştuk. Bundan böyle sizi hiç dinlemeyeceğiz, hem artık sizin aramızda yer almanızı da istemiyoruz. Biz çalışıyoruz, avlanıyoruz siz hep hazıra konuyorsunuz.” demiş. İtiraz eden yaşlı Zorba Aslana gençler hep birlikte saldırmış. Yaşlı Zorba Aslanlar, bu kötü muamele karşısında başlarını alıp gitmekten başka çarelerinin olmadığını düşünüp sürüden ayrılmak zorunda kalmış.
Onlar gittikten sonra iki aslan ailesinin arası, her geçen gün daha da kötüleşmiş. Zorba Aslanlar, Ak Aslanları sürekli tehdit etmişler; “Buraları terk edin, kendinize başka bir yer bulun.” diye sürekli haber gönderiyorlarmış. Ak Aslan ailesi, zaten bu sonu bekliyormuş. Bekledikleri için de bu karşılaşma için hazırlanmışlar. Kendilerini geliştirmişler. Bu zaman içinde yaşlı Ak Aslanlar, gençlere bütün tecrübelerini aktarmışlar.
Nihayet bir gün iki aile karşılaşmış. “Artık bugün, kim daha güçlü, belli olacak.” demişler. Zorba Aslanlar gençliklerine, sayılarına güveniyorlarmış. Ak Aslanlar ise aldıkları eğitim sayesinde kendilerini koruyabileceklerini düşünüyorlarmış. Kıyasıya çarpışmışlar, en sonunda Zorba Aslanlar yenilmiş mahcup bir şekilde meydanda serilip kalmış. Hepsi bir tarafa uzanmış, dilleri bir karış dışarıda, nefes nefese kalmışlar.
Bu arada Ak Aslanların biri yaşananları yavrusuna anlatırken yavrusu, “Babacığım!” demiş. “Biz galip geldik tamam ama ben bu yerde yatan komşularımızın arasında hiç yaşlı bir aslan göremiyorum. Hepsi genç oldukları ve sayıları sizden fazla olduğu halde niçin kaybettiler, acınacak hale düştüler, neden bunların arasında yaşlıları yok?” demiş. Babası, “Bak evlâdım, aralarında yaşlılar olsaydı onlar hiç bu hallere düşer miydi? Onlar yaşlılarına çok kötü davrandılar ve yaşlılarını dışladılar. Böylece onların tecrübelerinden mahrum kaldılar. Bir de bizim büyüklerimize bak.” demiş. Yavru aslan arkasını dönmüş ve kendi ailesindeki yaşlı aslanlara herkesin yardım ve hizmet ettiğini görmüş. “İşte.” demiş babası, “Bizim niçin galip geldiğimizi, güçlüklerin altından nasıl kalktığımızı şimdi anladın mı?”


Yazan:Mahmut SUCU

Kurbağa ile Fare


Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; cinler cirit oynar eski hamam içinde... Develer tellâl iken, pireler berber iken ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, daha çok yaptığı kötülüklerle bilinen bir fare varmış. Bu fareyle öteki fareler arkadaşlık yapmak istemediği gibi komşuları olan diğer hayvanlar da oynamak istemiyormuş. Uzun müddet arkadaşsız kalan fareyle o bölgeye yeni gelen ve farenin bu durumunu bilmeyen genç bir kurbağa arkadaş olmuş. Fareyle arkadaşlık etmeye başladıktan sonra kurbağanın her geçen gün iyi özellikleri azalır, kötü alışkanlıkları çoğalır olmuş.
Bir gün fare, kurbağaya: "Seninle bir macera yaşayalım." demiş. "Ne yapacağız, ne macerası?" diye sormuş kurbağa. "Az ileride bir kuş yuvası, yuvanın içinde de kuşun yumurtaları var. Onları kıralım biraz eğlenelim." demiş fare. Kurbağa da itiraz etmemiş. Yuvaya gidip yumurtalarla oynamaya başlamışlar ve birer birer bütün yumurtaları kırmışlar. Anne kuşun yuvaya yaklaştığını gören fare ile kurbağa hızla yuvanın yanından kaçmışlar. Yuvasına dönen kuş, yumurtalarının kırıldığını görünce çok üzülmüş ve kurbağanın annesine şikâyete gelmiş. "Komşu, farenin bu çevrede kötü olduğunu bilmeyen yok. Ama sizin yavrunuza acıyorum. Yavrunuzla biraz ilgilenin, bakın bizim yumurtalarımızı kırmışlar." demiş. Anne kurbağa bunun üzerine eşiyle birlikte, doğru davranışı anlatmaya çalışmış dillerinin döndüğünce. "Evlâdım, üzüm üzüme baka baka kararır, bu kötü arkadaşın senin başına işler açacak." demiş kurbağanın babası. Annesi de: "Arkadaşlarını iyi seç yavrum." demiş.
Yavru kurbağa: "Yaptığım yanlıştı anneciğim, haklısınız, bir daha onunla oynamayacağım." demiş. Ancak verdiği sözü tutamamış. Fareyle arkadaşlık etmeye devam etmiş. Fare, kurbağaya bir gün "Bir macera daha yaşayalım mı, ne dersin?" diye sormuş. "Bu sefer ne yapacağız, başımıza dert açmayalım. Sonra ailem kızıyor." demiş kurbağa. Fare: "Merak etme, kimse bizim yaptığımızı anlamaz." demiş. Allem etmiş, kallem etmiş; kurbağayı yine kandırmış. "Peki, ne yapacağız." demiş genç kurbağa, fareye. Fare bu defa kurbağaya karınca yuvasını suyla doldurmayı teklif etmiş. Yapmışlar da bu kötülüğü. Birçok karıncanın telef olmasına sebep olmuşlar. Bu defa da karıncaların lideri gelmiş kurbağayı ailesine şikâyete. Bir kez daha nasihat etmiş kurbağa ailesi evlâtlarına. "Evlâdım senin hâlin ne olacak, kendini de bizi de üzme." demiş babası. Yavru kurbağa da üzülmüş ama olan olmuş bir kere. Çok pişman olmuş, ağlamış. Kendime çekidüzen vermeliyim." demiş. Bir müddet fareyle görüşmemiş. Günler sonra dere kenarında yine karşılaşmışlar. Fare, kurbağaya:
- Seni çok özledim, niçin benden kaçıyorsun, neden görüşemiyoruz, demiş.
Tatlı sözler söyleyip kurbağayı kendisiyle arkadaşlığı sürdürme konusunda yine ikna etmiş. Ona "Uzun bir ip bulalım; bir ucunu senin ayağına, bir ucunu benim ayağıma bağlayalım. Kim kimi görmek isterse ipi çeksin ve buluşalım. Aksi takdirde aradığımız zaman birbirimizi bulamıyoruz. Çünkü sen vaktinin çoğunu suda geçiriyorsun, ben ise karada yaşıyorum." demiş. Kurbağa, farenin bu teklifini de kabul etmiş. Bir müddet de böyle görüşmüşler. Bir gün fare dere kenarında dolaşırken gökyüzünde süzülen bir atmaca, fareyi görmüş. Hemen dalmış fareye doğru. Kaptığı gibi fareyi havalanmış. Olan bitenden habersiz derede dolaşan kurbağa da havalanmış birden. Ne olduğuna bir anlam verememiş önce. Neden sonra ayağındaki ipi, fareyle yaptıklarını, konuştuklarını hatırlamış. Anlamış annesinin babasının ne kadar haklı olduğunu, uçurtma gibi göklerde dalgalanırken. Bozdukları kuş yuvası, kırdıkları yumurtalar, suyla doldurdukları karınca yuvası gelmiş gözlerinin önüne.
“Bu başıma gelenler, yaptığım kötülüklerin karşılığı olmalı.” diye düşünmüş. Bu arada atmaca, kayalıkların tepesindeki yuvasına konmuş. "Bu fare, avladığım diğer farelerden daha ağır geldi. Ayağında bir ip bağlıydı. İpin diğer ucunda bir şey asılı duruyordu. Bakalım neymiş." deyip ipi kendine doğru çekmiş, ipin diğer ucunda bir kurbağanın bağlı olduğunu görmüş ve şaşırmış. Niçin bu duruma düştüğünü sormuş kurbağaya, o da anlatmış yaşadıklarını. "Sen hele biraz bekle." demiş atmaca kurbağaya ve fareyi yemiş. Farenin acı sonunu gören kurbağa kendi akıbetini beklerken korkudan kalbi duracak gibi olmuş. Fareyi bitiren atmaca kurbağaya dönmüş: "Dua et; ben kurbağa sevmem. Yoksa, şimdi canından olmuştun. Anneni babanı dinlememenin, yanlış arkadaş edinmenin başına neler getirdiğini gördün. Şimdi seni serbest bırakıyorum. Git ve bir daha kötü huyları olan kimselerle arkadaşlık etme. Bir dahaki sefere bu kadar şanslı olmayabilirsin." demiş ve onun gitmesine izin vermiş. Kurbağa sevinçle zıplaya zıplaya oradan uzaklaşmış. Epeyce yol aldıktan sonra yorgun bir şekilde anne babasının yanına varmış. Onlara: "Deli ile çıkma yola, başına getirir belâ." dediğiniz bu olsa gerek, ne demek istediğinizi bana bu yaşadıklarım daha iyi öğretti. Bundan sonra sizi üzmeyeceğim." demiş.

YAZAN: MAHMUT SUCU